“Pazarlamanın bütün işi müşterilerinin bakış açısından görmektir.” Peter Drucker

Pazarlamanın merkezi artık “Dijital Dünya”
 
Pazarlama müşteriyi anlama ve onu tatmin etmekle başlar. Şimdi artık Dijital bir çağda yaşıyoruz. Bugün hepimiz bir sosyal medya hesabı mevcut. İnternet üzerinden sosyal medya ile iletişim yaparak birçok bilgiye ulaşabiliyoruz. Markalar için artık müşteri yani tüketici dijital tarafta. Tek tuşla marka ile ilgili olumlu veya olumsuz deneyimlerini tüm dünyaya anlatabiliyor. Ne kadar muazzam bir yapı değil mi? Eski tip pazarlamada dijital mecra pazarlamanın bir koluyken, artık şimdi pazarlamanın merkezi konumda yer almakta. Günümüzde artık bir marka dijital dünyada yoksa yoktur hatta doğmamış demektir. Dijital dünya ile pazarlamanın en önemli misyonu olan müşteri üretme ve oluşturma konusu, artık müşteriye özelleştirilmiş hizmet sunma konusuyla yer değiştirmiş durumda.

Artık moda “Yaratıcı olmak”

Marka oluşturmada veya bir markanın ilerlemesinde kuralcılık artık “out!” Önemli olan referanslarınızın üzerine konulan gerçeklik iddianızdır. Artık marka oluşturmakta ve hatta bir markayı ayakta tutmakta, önce hissedin sonra empati yapın dönemini yaşıyoruz. Hisler bu kadar devredeyken artık markaların sadece reklamını yapmak yerine önce tüketiciyle olan iletişimini ve deneyimini planlayıp daha sonra reklam stratejisini oluşturmak gerekiyor. Tüm bunlar için yaratıcı olmak ve farklılaşmak gerekir. Öncelikle bir markanın bu yeteneğini geliştirip daha sonrasında her gün bu yetenek üzerine düşünüp yenilenmesi gerekir. Bu konuda marka temsilcilerine oldukça önemli bir görev düşmekte. Öncelikle onların yaratıcı düşünmeyi ve markayı hissetmeleri daha sonrasında da kendilerini o markanın yerine koymaları bu konuda ki en önemli kriterdir. Bu kriterleri yerine getirmeyen marka veya pazarlama yöneticilerinin bence sizin şirketinizde işi yoktur.

Değişim döneminde “Değişim şart”

Küreselleşen dünyada rekabet hızla artıyor. İş dünyasında kalıcı ve yeni pazarlarda rekabetçi olmak için bir şeyler yapmak gerektiği çok aşıkar. Yeni nesil müşteri bir ürünü satın almadan önce, ürünlerin markayla olan ilişkisini karşılaştırmaya ve firmadan farklı satış teknikleri beklemeye başladı. Evet, artık değişim zamanı ve tüketici için farklı ve kişisel çözümler bulunma zamanıdır. Değişim bir işin geliştirilmesinde ki en önemli halkadır. Değişime ayak uyduran markalar ayakta kalırken bu değişime ayak uyduramayan veya ayak direyen markalar sektörden silinip gidiyor. Değişim için artık markaların etkileşimi artıracak yeni fikirlere yer vermesi daha da önem kazanmaya başladı.

“Tek bir fikir yerine müşteriye özel fikirler üretmek”

Yeni dönemde, tek bir büyük fikir çevresinde oluşturulan geleneksel pazarlama taktiklerindense, sağlanan katma değerin toplumun her noktasına yayılması ve bunun tüketiciye hissettirilmesi markalar adına daha büyük başarı sağlayacak.
Kültürel değerlerin ve belli bir amacın benimsendiği şirketler, çalışanların ilgisini çekmekte. Bu sebepler, verimli bir çalışma ortamının sağlanması ve şirketlerin çalışanlarıyla uzun dönemde güçlü bir ilişki kurabilmelerinde önemli rol oynar. Bu koşullarda çalışanların daha yüksek performans gösteriyor olması şirket verimliliğini arttırarak başarısına katkı sağlıyor. Şirketin, amacı, değerleri ve nasıl çalıştığı o şirketin kültürünü belirler. Bu üçlü ayrılmaz bir bütündür ve beraber çalışmaktadır, buradan çıkacak sonuç ise kültür olmazsa kurumun da var olamayacağı olmalı.

“Deneyim pazarlaması “
Tüketiciler için önemli olan, markaların, onların stratejik değerlerini aktarabilecekleri farklı deneyimler sunması. Bu gelişme doğrultusunda yeni yılda, farklılaşma adına yapılacak çalışmaların artış göstereceğini öngörüyoruz. WOM ve sadakati arttıracak özende tasarlanan marka hikayeleri ve deneyimlerinin daha ön plana çıkacak şekilde olması bekleniyor. Tüketiciler, gerek ürün, gerek servis, insan veya kanal ile farklılaşan markalara karşı farkındalık kazanacak ve katma değerlerini takdir etmeye başlayacaklar. Tüketiciye sade ama orijinal deneyimler sunan markalar, farklılaşmayı doğru şekilde başarmış olacaklar. Bunu başarmanın yolu ise, markaların tüketicilerin derinine inerek, ihtiyaçları doğrultusunda onlarla empati kurmasından geçiyor. Fiyat ve kolaylığın en önemli iki özellik olacağı yeni dönemde, markaların yapacağı en büyük yatırım ise kendi değerlerini ve kendi hikayelerini yaratma ve farklılaştırma adına olacak.

“İnsan’ı marka stratejisinin merkezine oturtmak”

Dijitalleşmenin, hayatımızın merkezinde yer aldığı yeni bir döneme girdik. Tavsiyelerimizi alacağımız arkadaş tercihlerimizi teknolojinin sağladığı imkanlardan yana kullanır olduk. Buradaki sorun ise; insan dokunuşunu kaybetmeden teknolojiyi benimsemeye nasıl devam edeceğiz? Üzerine düşünülmesi gereken bu sorunun çözümü, markalar, tasarımcılar ve teknoloji uzmanları buna odaklanmalılar. Robot ve insanın birbirine karışmaya başladığı bu dönemde, markaların özümsemesi gereken nokta, tüketicinin asıl önem verdiği noktanın, teknolojiye değil, onun dünyasına ve deneyimlerine katkısı.

“Hikâyen” varsa varsın… 

Bir marka, tüketicinin güvenini ve aynı zamanda sadakatini kazanmak istiyorsa, bunun yolunun bilgiden geçtiğini bilmeli. Çünkü, gün geçtikçe, insanlar hikayenin tamamını duymak istiyorlar. Dolayısıyla günümüzde, geleneksel pazarlamanın aksine markalar için ‘çok fazla bilgi’ endişesi kalkacak. Artan etiket okuma popülerliği ile tüketiciler marka hikayelerini de okumak isteyecekler. Markalara verilen değer, ürünün hikayesi doğrultusunda biçilecek. Tüketicinin bu isteğinin karşılanması adına markalar, ambalaj tasarımlarını seçerken sade ve anlaşılır, ürünün hakkında bilgi verecek şekilde sağlayacaklar. Anlatılan hikayenin gerçekçi olması kadar, duygulara hitap eden kurgusal yönünün kuvvetli olması da önemli. Bu da gerçek hayattan küçük kaçışlar arayan tüketiciler adına iyi olabilir. Gerçek ve kurgu dengesinin doğru ölçüde sağlanması, markaların başarılı olmasında büyük önem taşıyacak.