didemoralioglu

 

Şirketler, müşterilerin aklını ve kalbini kazanmak için imaja ve duygusal pazarlamaya yönelmektedir. Yeni tüketici üretici tarafından artık önüne sürülen her şeyi artık pasif bir şekilde kabul etmek istememektedir. Müşteriler zevk ve tutkular dahilinde, geniş yelpazeye yayılan; eğlendirme, tatmin etme ve şaşırtma yeteneğine sahip markaları artık tercih etmeye başlamışlardır. Günümüzde tüketicilerin %80’i duygusal, %20’si ise rasyoneldir. Eskiden müşterilerin rasyonel pazarlamadan etkilendiği varsayılıyordu.

 

Buna en güzel örnek,

 

 “Volvo en güvenli araba”

 

“Tide diğer bütün deterjanlardan daha iyi temizler”

 

“En düşük fiyatla satış Wal-Mart’’tadır.”

 

Fakat günümüzde şirketler, herhangi bir rakibin sunduğu avantajı çok çabuk bir şekilde taklit etmektedir. Müşteriler çoğu arabayı güvenli olarak görmeye başladığında, Volvo’nun en güvenli arabayı üretme yararı daha az anlam ifade etmeye başlamış oldu.

 

Artık daha fazla şirket, müşterinin aklı yerine kalbine hitap etmeyi tercih etmektedir. Akla hitap edenler, aynı yararları dile getirme eğiliminde olduklarından, Nike’ın yaptığı gibi “Just do it” ile tutum satmaya çalışmaktadırlar. Kalbe hitap eden markalar için önce müşterilerin saygısını, sonrada onların markaya olan aşkını kazanmaya çalışmaktadırlar. Aşk dediğimiz şey mantığın ötesindedir, müşterinin markaya âşık olabilmesi için, markanın mantığın ötesine geçmesi gerekmektedir.