Sektörü ya da alanı ne olursa olsun, işlerin kötü gittiği bir dönemde dümene geçen yöneticilerden beklentilerin gerçekten kopuk olması yöneticinin performansı kadar şirketteki geleceğini de etkiliyor.

Bu konu yalnızca Türkiye değil, dünya geneli için de bir sorun niteliği taşıyor. Şirketteki problemin bir sistem sorunu değil, şahıslardan kaynaklanan bir sorun olduğunu iddia etmek, bir organizasyonun kendisini, yapısını, süreçlerini ve işleyişini gözden geçirmesinden çok daha kolay olduğu için bu eğilim son derece yaygın.

Bir sonraki sınıfa ne zaman geçiyoruz?

Özellikle de küçük ölçekli şirketlerde, büyük şirketlerde yöneticilik yapmış isimler transfer edildiğinde, sorunların mucizevi bir şekilde çözülmesi, hatta bir anda sınıf atlama yönünde bir beklenti var. Bu şirketler yaşadıkları sorunların; kendi ürünlerinin/hizmetlerinin pazarla uyuşmaması, kendilerine biçtikleri hedeflerin gerçekçi olmaması, çalışanları mutlu etmedikleri için verim alamamaları, büyüme yolunda kurgulanmış sağlam bir stratejileri olmaması gibi etkenleri göz ardı edip yeni gelen yöneticiden suyun üzerinde yürümesini bekliyorlar. Bu tecrübeli yöneticiler kısa süre içinde sorunu tespit edip çözüme dönük bir süreç kurguladığında, şirketin yeterince hızlı sonuç alınamayacağına olan sarsılmaz inançlarıyla bu yeni yöneticiyi işten çıkarmakta da hiç tereddüt etmiyorlar.

Oysa akıllardan çıkmaması gereken şey, tecrübe, nitelik ve vizyon gibi ayırt edici özellikleriyle kurtarıcı pozisyonuna aday gösterilen isimlerin, bugüne kadar sergiledikleri olağanüstü başarıların hiçbirini tesadüfen elde etmediği. Her biri kendine has bir felsefeyle, vizyonla ve planla sorunların üzerine gitti ve bazıları başına geçtiği şirketi yoktan var ederken bazıları da piyasadan silinmenin eşiğinden kurtardı.

Ferguson’ın Formülü

Yönetime getirilen isimlerin sırtında son derece ağır bir yük olduğu doğru. Şirketin kurulları kadar bu göreve talip olan yöneticiler de bu stresin kaynağının ve ne kadar süreceğinin farkında. Ancak tüm bu gerçekleri bilirken yöneticiden kendi değerlerinden ve yönetim felsefesinden taviz vererek çalışmasını ve sonuç almasını beklemek son derece büyük bir haksızlık. Şirketler, çalışanlar, ürünler kadar yöneticilerin de zamana ihtiyacı olduğunu ve planların sonuç vermesinin zaman aldığını unutmamak gerek.

Bu konuda okunabilecek en güzel yazılardan biri, Harvard Business School’dan Anita Elberse’in İngiliz futbol takımı Manchester United’da tam 26 sezon boyunca antrenörlük yapan Sir Alex Ferguson ile röportajı. Ferguson’ın Formülü isimli bu yazı, deneyimli futbol adamının kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında yönetimine nasıl sarıldığını, felsefesinden nasıl taviz vermediğini, sonuç denen şeyin dört başı mamur bir hazırlık sürecinin meyvesi olduğu anlayışını takım kültürüne nasıl yerleştirdiğini son derece detaylı bir şekilde anlamanıza yardımcı oluyor. İç görü dolu bu sohbetten alınacak çok ders var. Mucizelerin nasıl elde edildiğini öğrenmek isteyenler, futboldan yönetim dersleri çıkarma fikrine merakla bakanlar ve gerçeklik algısını gözden geçirmek isteyenler kaçırmamalı. İyi okumalar!