Ben marka olsam 1

Her kitabın bir kahramanı ve bir hikâyesi vardır. İyi anlatılan bir hikâyeden herkes etkilenir. Bir kitabı elinize aldığınızda, kahramanıyla adeta bir maceraya sürüklenir ve hayalini kurduğunuz büyülü bir hikayenin içinde kendinizi bulursunuz. Kitabın sonunda hislerinize kulak verir dinler, hikayelerden dersler çıkarır ve akıllıysanız hayatınıza dahil edersiniz. Hikayeler zihni çalıştırarak öğrenmenin en kolay yoludur. DreamWorks Studios’un eş başkanı Stacey Snider “En iyi hikayeler beyinden değil kalpten çıkar” demesi kitaplardan öğrendiğimiz dersin ana fikrinin kalbimize ne kadar dokunduğunu vurgular. Çünkü genellikle insanlar kalbe dokunan hikayelerden hoşlanır, onları hayatına dahil eder ve paylaşmak isterler.

Bu kitap, on beş yıllık birikimin ve deneyimin kalpten gelen bir yansımasıdır. Hayatta oluşturduğumuz her şey, yaşantımız ve yaşadıklarımızla doğru orantılıdır. Seçimlerimiz de aynıdır. Hayat seçimlerden ibarettir. Profesyonel iş hayatına baktığımızda sanıyorum ki, hepimiz her gün iyi veya kötü bir sürü şey yaşıyoruz. Bunlar bir sonraki adımı atmamıza, hayatı değerlendirmemize yardım edecek önemli değerlerdir. Bu cevherleri görebilmek için çocukluğumuza kadar inmemiz gerekir. Çünkü o dönemde dinlediğimiz masallar, bugüne kadarki kararlarımızı şekillendiren zihinsel kodlarla doludur. Daha güzel, daha bakımlı, daha güçlü olmamız gerektiğini, elimizdekilerden daha fazlasına sahip olmamız gerektiğini bize anlatan bu masallardır.

Örneğin, yeteri kadar ayakkabınız olduğu halde yine de dışarı çıkıp bir çift ayakkabı daha aldığınız oldu mu? Ya da çanta veya makyaj malzemesi? Niçin bu kadar alışveriş yapıyoruz? Bizi alışverişe yönlendiren sebepler neler? Paco Underhill dediği gibi “Eğer mağazalara sadece bir şey satın almaya ihtiyacımız olduğunda gitseydik ve yalnızca planladığımız şeyi alsaydık ekonomi çökerdi!” İşte tam da bu sebeple, bir şey satın aldığımızda kendimizi daha iyi hissedeceğimiz duygusuyla hareket ediyor ve alışveriş yapıyoruz. İş hayatımın tamamında birçok güzel projeye imza atmış biri olarak, her yeni projede yönetim veya patronların verdiği ilk tepki olarak “hayır” kelimesinin duymak zorunda kalan ben, bugün geçmişe baktığımda yeni projeleri geliştirirken hayırları evet yapabilme becerimi de geliştirip yeni bir yetkinlik kazandığımı görerek mutlu oluyorum. Bence dikkat edilmesi gereken, olumsuzu olumluya çevirebilmektir.

Bunun içinde izlenecek yol, projeyi oluştururken; patronumun ya da yöneticimin yerinde ben olsaydım, bu markanın patronu ben olsaydım gibi soruları kendine defalarca sormaktır. Şu an elinizde tuttuğunuz bu kitap, BEN öznesinden yola çıkarak, hayırları evet yapma becerisini anlatan bir kitaptır. Ben Marka Olsam’ın kahramanı da, başrolü de BEN yani SİZ’siniz. Siz bir marka olsanız ne yapardınız? Nasıl bir marka olurdunuz? Bir markayı nasıl yönetirdiniz? Marka olmak mı daha zor, bir markayı yönetmek mi? İster kişisel bir marka olun, isterseniz de bir şirkette çalışıyor olun, her ikisinin de başlangıç noktasında marka alfabesini doğru okumaktan geçiyor. Çalıştığınız veya çalışacağınız şirkette fikirlerinizi, projelerinizi ve bir pazarlama sorumlusu olarak SİZİ kabul etmeleri için, birey olarak marka olmanız, kendinizi bir marka olarak hissetmeniz ve bunu da karşı tarafa hissettirmeniz gerekir. Bunun ilk basamağı da insan kaynaklarıyla yaptığınız ilk iş görüşmesidir. Eğer bu hayatınızdaki ilk iş görüşmesi değilse, insan kaynaklarının size ilk sorduğu şeyin filanca şirkette neden bir yıl veya iki yıl gibi kısa bir süre çalıştınız olmasına hiç takılmayın. Benim bu gibi sorulara verdiğim cevap her zaman aynıdır: Ne kadar çok şirkette bilgi ve deneyim edinme şansı yakalarsam, hayatta o kadar başarılı olacağıma inanıyorum. Beni heyecanlandıran budur. Her şirketin iş yapışı birbirinden farklı olsa da, hepsinin varlığı tek bir şeye bağlıdır: Çalışanlarının kalplerindeki heyecanı, bilgiyle canlandırmalarına. Farklı iş ortamları ve yapıları, doğru ve yanlışlar hakkında daha fazla fikir sahibi olmanızı ve bunları birbirinden daha kolay ayırt etmenizi sağlar. Eğer on beş yıl boyunca tek bir şirkette kalıyorsanız, sizin onlara ve onların da size verecek pek bir şeyi kalmamış demektir.

Yazar Ann Handley, “Marka yönetiminde başarı, gerçek hikayelerin iyi anlatılmasına bağlıdır” diyor. Bir markayı veya kendinizi iyi yönetebilmek için, gerçek hikayesini iyi anlatmanız gerekir. Siz de kendi hikayenizi yaratabilir ya da varolan hikayenizi güçlendirebilirsiniz. Bu kitabın hazırlarken, iş hayatına aktif katılanların yanı sıra, bir süreliğine de olsa işsiz bir şekilde evde oturan, internet üzerinden yaptığı iş başvurusunun ardından pijamalarıyla, şirketten telefon bekleyen kişileri de düşündüm. Zaman geçiyor. Hem de hızla. Onu kontrol altına almak için okuyabilir, izleyebilir, öğrenebilir, yani kendinizi donatabilirsiniz. Bu kitabın naçizane hedeflerinden biri de budur. Her sabah işe gitmek için uyanıyor, hazırlanıp evden çıkıyorsunuz. Yol boyunca düşünecek çok vaktiniz var. Hayatınızı, kararlarınızı, o günkü toplantıları, raporları, geç kalıp kalmayacağınızı… Aklınızı meşgul eden bunca şeye rağmen ayaklarınız geri geri gitmiyorsa, çok şanslı olduğunuzu bilin. Bu şansı yabana atmayın çünkü her sabah sizinle aynı saatte yola çıkan onca insandan bir farkınız var: Mutluluk. Bu duyguyu profesyonel hayatınızın bir parçası haline getirin. İş hayatında başarı ne kadar mutlu olduğunuzla çok alakalıdır. Mutlulukla yapılan işlerde, başarı ve doyuma ulaşmanın size hissettirdiği haz hiçbir şeyle ölçülemez. İşte bu hazzı yakaladığınızda kendinize olan güveniniz artar ve o işte kendinizi bir marka olarak görmeye başlarsınız. Marka olmanın temeli, kendinizi hayatta nasıl hissettiğinizle dayanır. Siz de mümkün olduğu kadar mutlu bir insan ve mutluluk veren bir marka olun….

KEYİFLE OKUMANIZI DİLERİM…

Didem Moralıoğlu,2014