Uçsuz bucaksız bir dünyadır tıp. Öğrendikçe bilinmeyenlerin açığa çıktığı, bilinmeyenleri öğrenme yolunda her gün yeni bilgilerin keşfedildiği… Keşfedilen gerçeklerin insan evrimi üzerindeki etkisiyle şaşırtan, heyecanlandıran ve sınırları olmayan bir alem. Esrarlı alanları vardır tıbbın. Bilinen taraflarının bilinmeyen yanlarından az olduğu ve insanla ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda hep biraz daha merak uyandıran; araştırmaya ve daha çok araştırmaya iten konular. Farzı misal; dopamin. Bir başka deyişle “duyguların zekası” ya da duygunun, zekasını kullanarak bizi zapturapt altına almak için başvurduğu araç. Etkili bir suç aleti.

Yarım asrı aşkın bir zamandır hakkında yüz binden fazla bilimsel araştırma yayınlansa da sırrı bir türlü tam manasıyla çözülemeyen bir bilmece. Tıbbın en gizemli odalarından biri. Hormondan çok daha fazlası. Duygularımızın yöneticisi. Yaşadığımız aşkların, heyecanların, mutlulukların, hazların, sıkıntıların, üzüntülerin, dengesizliklerin mimarı. Uğruna sevgili olunan, deli olunan, suçlu olunan ve hatta uğruna hiçbir şey olunmayan bir garip nörotransmitter. İnsanın fizyolojik tarifinin en önemli bileşenlerinden biri!

Beklentiden ödüle giden yolda dopamini bulacaksın, şaşırma!

Dopamini, duygularının “motivasyon molekülü” olarak kabul edebilirsin. Beyninin ödül merkezini temsil eder; duygularının tetikleyicisidir. Çikolata yersin ya da tuttuğun takım şampiyon olur ve sen mutlu olursun. Neden? Çünkü beklentilerin karşılandığında haz alırsın, vücudundaki dopamin seviyesi artar.

Aslında dopamin seviyesi; beklenti haline girmenle, beklentini yönelttiğin olayın gerçekleşmesi, yani ödülü alman arasında geçen süre zarfında zirveye ulaşıyor. Günlük hayatının pek çok evresinde karşılaştığın “Her şey elde edene kadarmış!” minvalinden hayıflanmalar ve sayıklamalar aslında bu gerçekle son derece bağlantılı gibi görünüyor. Zira elde etmek istemeye başladığın anla elde ettiğin ana ulaşana kadar arada geçen zaman dopamin seviyenin maksimum, dolayısıyla duygularının da zirvede olduğu dönemi kapsıyor. Elde ettiğin andan itibaren ise dopamin seviyen ne acıdır ki yeniden düşmeye başlıyor…

O zaman kahrolsun bazı biyolojik gerçekler!

Varlığı bir dert yokluğu yara

Dopamini ne kadar iyi tanırsan onu o kadar iyi yönetebilir, ona o derece hükmedebilirsin.

O senin tüm duygularını kontrol edip düzenlemeye yarayan kıymetli bir sistemi temsil eder. Azı da çoğu da sana faydadan çok zarar getirir. Ama onu bir kere optimum seviyede tutmayı başardığın zaman senden ve duygularından iyisi yoktur.

Haddinden yüksek dopamin seviyesinin seni götüreceği yer, madde bağımlılığına kadar gider. Madde kullanımı neticesinde vücutta biriken dopamin ve yarattığı haz duygusu söz konusu kişide bahsi geçen maddeyi yeniden ve yeniden kullanma isteği doğurur. Kişinin beyni onu aşırı haz aldığı o şeyi tekrar arayıp bulmaya yönlendirir. Eğer bu döngü kırılamazsa sonunda madde bağımlılığının kapısı açılır. Dopamine “esaret hormonu” denmesinin sebebi de budur.

Duygunun esaretini ve dopaminin bağlayıcı gücünü asla hafife alma!

Öte yandan dopamin seviyesindeki düşüklük de seni başka türden sorunlarla baş başa bırakabilir. Depresyon, mutsuzluk, güçsüzlük, konsantrasyon problemi, tatminsizlik hali ve hatta parkinson…

Yaşadığın herhangi bir deneyimin uzun vadede hatırlanabilmesi için vücudunun yeterli miktarda dopamine ihtiyacı vardır. Söz konusu eylem sırasında dopamin yoksa o eylem unutulmaya ve yok olmaya mahkumdur.

Sen sen ol, dopaminini makul bir seviyede tutmayı öğren. Dopamini ne kadar makul seviyede tutmayı başarırsan, hem kendinle hem çevrenle hem de başkalarıyla barışık olarak yaşarsın.

Hayatta kendine ulaşabileceğin hedef ve amaçlar belirlemekten asla ödün verme. Zorluklarla daha kolay başa çıkabilmek için sana iyi gelecek iş ve uğraşlar edin. Sonra bırak dopamin seviyen doğal bir şekilde artsın, yaşamı sana daha güzel ve eğlenceli kılsın. Onunla mücadele etmeye değil ondan faydalanmaya odaklan.