Zamanı ve yönetim trendlerini takip eden tüm üst düzey yöneticiler inovasyon kavramını şirketlerinin sözlüğüne sokmaya çalışıyor. Faaliyet alanlarında devam eden ilerleme yarışında havlu atmak istemiyorlarsa yeni ve yaratıcı manevralarla hakimiyet güçlerini artırmaları gerektiğinin farkındalar. Oysa kimi zaman çok iyi niyetlerle başlayan inovasyon girişimleri, inovasyon yolculuğunda değişen vizyonlar, sabırsızlıklar ya da hedefin tam anlamıyla kavranamayıp planlamada hata yapılması gibi sebeplerle yarı yolda kalıyor. Ve bu başarısız girişimler, inovasyon çabasının bir vakit kaybı olduğu yönündeki yanlış ve heves kırıcı inancın yerleşik hale gelmesine neden oluyor. İnovasyon pusulası kaybolan şirketler, yenilik ve yaratıcılığı barındıran bu kavramın etrafında amaçsız şekilde sürüklenmeye ve yarışta geri düşmeye başlıyorlar.

Bu yazıda inovasyon pusulasının şaşabileceği bazı alanlara dikkat çekeceğim. Her sektörün kendine göre ihtiyaçları olmakla birlikte, iş yönetime geldiğinde düşülen bir takım benzer hatalar, bize bunları kategorize etme imkânı tanıyor. Elbette aşağıda sayacaklarımın dışında yazılabilecek farklı başlıklar da var ancak bu seferlik bu başlıklara odaklanarak ilerleyelim.

Değer önermesinin inovasyona açık olmaması. Ürün ya da hizmetiniz ne olursa olsun, tüketicinizin evrilen dünyasına ayak uydurmak şirketin bekası için temel bir ihtiyaç. Şirketlerin kendi değerlerini artırabilmelerinin en akılcı yolu, tüketicilerinin hayatında yarattıkları değeri artırabilmelerinden geçiyor. Dolayısıyla değer önermeniz, temel faydasını korurken zamanın ihtiyaçlarına göre esneyebilecek yapıda olmalı. Türkiye’de özellikle bankacılık sektörü, Türk tüketicisinin gündelik hayatını kolaylaştıran uygulamaları dünyanın pek çok ülkesinden önce hayata geçirdiği için inovasyonu başarılı şekilde benimseyen bir kol olarak öne çıkıyor. Bugünün tüketicisinin en az para kadar tasarruflu kullanmak istediği şeyin zaman olduğunun farkındalar.

Kurumsal geleneğin kutsallaştırılması. Yöneticilerin farkına varması gereken bir diğer nokta, inovasyonun yalnızca ürün veya hizmetlerde değil, şirketin iç operasyonlarında da geçerli bir ihtiyaç olduğu. Şirket yapılanmasında uzun zamandır varlık gösteren uygulamaların hantallık yaratıp yaratmadığını gözden geçirmeyi unutan yöneticiler doğru yere bakmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. İletişimden muhasebeye, lojistikten pazarlamaya, her departmanın kendi ihtiyaçları çerçevesinde yenileşme ihtiyaçları dikkate alınmalı ve hantallaşan uygulamalar dikkatle dönüştürülmeli ya da geride bırakılmalı. Sanıyorum bu madde, kurumsal geleneğe olan güven ve saygının belli bir noktada kutsallaşması ve dogmatikleşmesinden kaynaklanıyor. Oysa çoğu zaman organik bir yapıda olduğunu söylediğimiz şirketlerin de, diğer her şey gibi değişime tâbi olduğunu hatırlamakta fayda var.

Kişiselleştirme zorunluluğunun kavranamaması. Yazını başında da bahsettiğimiz üzere, kimi başarısız inovasyon girişimleri hem şirket özelinde hem de sektör genelinde bir takım inanç zedelenmelerine sebep olabiliyor. Ve bunun en belirgin sebeplerinden biri, Bir şirkette başarıya ulaşan inovasyonun diğer bütün şirketlerde de aynı başarıya ulaşacağı, bu başarının genel geçer bir formül ile implemente edilebileceği fikri. İşte yanılgı tam da buradan kaynaklanıyor. Gerek lokasyon, gerek tüketici profili, gerek kullanım alışkanlıkları gerekse ekonomi gibi değişen faktörler, her şirketin her inovasyon stratejisini kendi metrikleriyle ve kendi stratejisiyle, yani kişiselleştirerek planlaması ve uygulaması gerekiyor.

Planlama zaafı. Güçlü kurumsal yönetimin merkezinde kısa, orta ve uzun vadede doğru ve çok boyutlu öngörülerde bulunmak ve sağlam planlama yapmak yatıyor. Oysa bu zorunluluk, iş inovasyon planlamasına gelince unutuluyor. İnovasyon stratejisi yanlış kurulduğunda, projelerin dönüm noktaları kaçırıldığında, istenen gelişim ya da dönüşüm yakalanamadığında, şirketler ilerleme girişiminde kırılganlaşıyor ve kurumsal bir sabırsızlığa kapılıyorlar. Dolayısıyla, şirketin diğer tüm girişimleri gibi, inovasyon girişimi de gerçekçi veriler üzerinden, gerçekçi zaman çizelgelerine uygun olarak, değişimin sağlam temeller üzerinde yeşermesine izin verecek bir olgunlukla kurgulanmalı.