Telefonların gitgide daha nitelikli hale gelen kameraları fotoğraf çekme işini profesyonel fotoğrafçıların emek, çaba ve zaman isteyen dünyasından çıkarıp alelade insanların dünyasına soktu. Ardından çıkan telefon uygulamalarıysa, estetik duygusu ve teknik bilgisi olmayanların dahi sihirli filtrelerle harikalar yaratması imkanını sağladı. Kameralar ve fotoğrafla yaşadığımız ilişkinin son basamağında hayatımıza selfie girdi, yani Türkçesiyle özçekim. Görünen o ki selfie, yalnızca güzel ve ünlü insanlara has bir alışkanlık değil; herkes her an kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada yayınlayabiliyor. Peki, bunu yaparken kendi adlarına bir marka yarattıklarını fark ediyorlar mı?

Tüketicilere sunulmak üzere büyük kitleler halinde üretilen ürünlerin gözden düştüğü, bireylerin beklentilerinin “özel ve biricik olma” kavramları üzerinden şekillendiği, iş fikri ve iş modeli gibi olguların kurumların tekelinden çıkıp bireylerin özgür ve sınırları esnek alanına indiği bu dönemde, sokaktaki herhangi bir kişiden bir marka yaratmak o kadar da imkansız durmuyor. Yeter ki özel, taklit edilmez, farklı, ilk, değişik gibi sıfatlardan birine uygun bir ürününüz olsun. Bu ürün siz de olabilirsiniz. Nasıl ki ürünleri düzgün ambalajlamak, tanıtmak, hedef kitlesine uygun olarak zaman zaman değiştirmek ve yenilemek gerekiyorsa, kendinize de bunları uygulayabilirsiniz.

Selfie aracılığıyla kimliğini ortaya koyan birey kıyafetleriyle, saçlarıyla, bulunduğu mekanla, verdiği pozla, kullandığı saç ürünüyle kendini, bilinçli olarak ya da olmayarak, bütüncül bir ürün olarak konumlandırıyor. Bu fotoğraf üzerinden sözsüz bir bilgi akışı sağlıyor; takipçilerinden oluşan hedef kitlesine ulaşıyor, yakından izlediği ya da kendi kendine ortaya attığı trendleri farklı kitlelere yayıyor ve tercihleriyle başkalarının seçimlerine yön veriyor. Sosyal medyada ölçümleme yapmayı sağlayan kişisel araçlar sayesinde markasının etki alanı hakkında fikir sahibi olabiliyor ve çeşitli analizlerle, etki alanını genişletmek için türlü stratejiler geliştirebiliyor.

Pazarlama ve teknoloji kavramı arasındaki güçlenen akrabalığı inkar etmeyen şirketler, tüketiciyi rahatsız etmeyecek ürün yerleştirmelerle ya da bireysel elçiliklerle, selfie akımından faydalanmanın akılcı yollarını geliştiriyor. Selfie’nin yalnızca ünlülerin tekelinde olmadığını söylemiştik. İşte bu, “tüketiciyi rahatsız etmeden” reklam yapabilme noktasında oldukça verimli ve kullanışlı bir gerçek olarak ön plana çıkıyor. Zira kapısının girişine bir “selfie noktası” yerleştiren işletmeler, kimseyi bir şeye zorlamadan mekanın tanıtımının yapılmasını sağlayabiliyor. Tüketicinin gönüllü olarak yaptığı reklamın yarattığı müşteri memnuniyeti algısıyla, kurum tarafından yapılan reklamın yarattığı algıyı karşılaştırmak, çözümü çok daha açık hale getiriyor. Tüketici tarafından görülmeye çalışmak değil, tüketicinin gözünden bakmak, buradaki kilit unsur.

İnsanların alışkanlıklarını değere dönüştürebilecek kadar vizyoner, analiz kabiliyeti tüketici davranışlarını okuyabilecek kadar kuvvetli yetenekleriniz varsa, endişelenmenize gerek yok. Fakat sosyal ağlara dahil olmamayı marifet sayan pazarlamacılarınız ya da reklamcılarınız varsa, faaliyetlerinize geleneksel ve büyük bütçe gerektiren kampanyalarla devam etmekten başka şansınız yok gibi görünüyor.